Bor madenleri millileştirilmelidir...
BOR GAZETESİ

 

 

 

 

 

 

 

Bor madenleri millileştirilmelidir... 

 

Sitede arayınız

 

 

 

 

 

 

 

Bor Kapanı kitabı Türkiye'nin bor sorununu ele alıyor:

- Türkiye bor madenlerini neden değerlendiremiyor?

- Ülkemizin bor madenlerini uluslararası kartel ve aracılar nasıl esirleştirdi, bor madenlerimiz nasıl kapana kondu?

- Bu esirleştirme sürecinde yaşanan olaylar, yaşayan insanlar, tarihler ve rakamlar...

- Bor madenlerimizi bu kapandan kurtarmanın yolları... 

 

 "Toplumun etik ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir."

 

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in TBMM açış konuşması 

Eylül 2000

 


 

 

 

SEZERİN DİLİ

04 Ekim 2000 Çarşamba [08:20]
ANKARA'DAN / Taylan Erten / DÜNYA GAZETESİ

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in TBMM'de yaptığı konuşma kamuoyunda hâlâ yankılanıyor. Doğaldır; çünkü o konuşma, Sezer'in Cumhurbaşkanı olarak kamuoyuna sunduğu ilk Türkiye fotoğrafı idi. Konuşmadan çıkan başka bir özellik daha var: Seçildiği günden beri kamuoyunda içine dönük, mütevazi; fakat ilkeli bir hukuk adamı kimliğiyle tanınan Cumhurbaşkanı, TBMM'deki konuşmasıyla, benimsediği siyaset kavramını ve anlayışını da ortaya koydu.

Siyaset kavramının hangi temeller üzerinde anlam kazanabileceğini; doğru ve sorumlu siyaset anlayışının Türkiye'yi hangi sorunlar temelinde kavraması gerektiğini kuvvetle hatırlatan bir konuşmaydı.

Hatırlatan, diyoruz; çünkü, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kapsamlı konuşmasında vurguladığı sorunlar, Türkiye'nin bilinmeyenleri değil. İktidarıyla, muhalefetiyle; siyaset kurumlarının gerçek gündemini oluşturması gereken bu sorunlar, siyaset dünyasının çoğu kez "incir çekirdeğini doldurmaz" tartışma: İtişme kakışma üslubuna yabancı geldi, hepsi bu...

Onun için...

Türkiye'nin gerçek ve derin gündeminden kopuk bütün kişi ve çevreler, Sezer'in konuşmasının içeriğini algılayamadılar. Konuşmaya ilişkin tartışma ve değerlendirmelerin düzeyine bakıldığında, bu büyük yabancılaşmanın izlerini görmek zor olmadı.

Kısacası, Cumhurbaşkanı, hükümet dahil, siyaset kurumlarının önemsemediği, çözmek için uğraşmadığı ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik gelişmeye ilişkin ne kadar temel sorun varsa, öne çıkardığı; birikimli sorumsuzlukların altını çizdiği; sorumsuzları kendileriyle ve Türkiye'nin gerçekleriyle yüzleştirdiği için kimilerinin asık suratlarıyla, kimilerinin vizyonsuzluk eleştirileriyle, kimilerinin klasik sosyal demokrat nitelemesiyle karşılaştı.

Kimileri de diline takıldılar. İfade edebildikleri kadarıyla bunlar, Sezer'in konuşmada kullandığı bazı Türkçe kelimeleri anlamamışlar! Aslında, anlamadıkları kelimeler değil, Cumhurbaşkanı'nın o kelimelerle oluşturduğu kavramsal bakış açısı olsa gerektir.

Nasıl anlasınlar ki?

"Hukuk devleti ya da hukuka bağlı devlet, yönetenlerin de yönetilenler gibi hukuk ile bağlı kılınmasını öngörür." diyen bir Cumhurbaşkanı...

"Türkiye'nin kimi sorunlarının temelinde kurallara uymamak ve kurumsallaşamamak yatmaktadır. Kuralların yönetilenler için olduğu, yönetenlerin kurallara uymama özgürlüğünün bulunduğu anlayışı birçok sorunun kaynağıdır. Sonuçta demokratik yaşam kurallara uymama özgürlüğü kazanma yarışına dönmektedir. (...) O nedenle, yönetim sorumluluğu üstlenenlerin öncelikle kurallara uyma ve uyulmasını gözetme konusundaki duyarlılığı büyük önem taşımaktadır." diyen bir Cumhurbaşkanı...

"Toplumun etik (anlamayanlar için: Ahlâk) ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir." diyen bir Cumhurbaşkanı...

"Bireysel etik düşüklükleri ile sosyo-ekonomik koşullardan kaynaklanan rüşvet olgusunun yolsuzluk olaylarında hep ilk sırayı işgal etmesi, çoğu kez, sorunu büyük boyutlarıyla görmeye engel oluşturmaktadır. Kuşkusuz rüşvetle savaşım büyük önem taşımaktadır. Ancak, bu savaşım bizi rüşvet olaylarının çok üzerinde büyük kaynakların yitirilmesine neden olan siyasal, yönetsel ve ekonomik yolsuzluklarla savaşım amacından uzaklaştırmamalıdır." diyen bir Cumhurbaşkanı...

"Ulusal egemenliğin geçerli olabilmesi ve bağımsızlıktan söz edilebilmesi için önemli olan nokta, dış ilişkileri düzenlerken devletin karar verme yetkisini elden çıkarmayacak dengeyi koruyabilmektir. Devletin geleceği üzerinde doğrudan etkisi olan yaşamsal önemdeki kararlarda, yabancıların karışmasını önleyici kuralların getirilmesi, bağımsızlığın korunması yönünden zorunludur." diyen bir Cumhurbaşkanı...

Tam da bu ülkenin 40 yılına damga vurmuş ilkesiz, kavram yoksunu siyasetçilerin ipliği pazara çıkarken; bu siyasetçilerin yarattıkları Türkiye tablosu pislik, pislik dökülürken; üstelik bunlar yeni yetmelere de kötü örnek olmuşlarken... Olmadık bilinenlerden ve yapılması gerekenlerden söz ediyor.

Ve... Bilinenleri söyleyerek de olsa...

Türkiye'yi bugüne getirenlerden ve bugün yönetenlerden daha geniş bir ufka bakıyor Cumhurbaşkanı...

Nasıl anlasınlar ki?

 

Tel :  0532 . 2624975  e-mail : borax@boraxtr.com

  borax@boraxtr.com