ANKARA'DAN / Taylan Erten /
DÜNYA GAZETESİ
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in TBMM'de yaptığı
konuşma kamuoyunda hâlâ yankılanıyor. Doğaldır; çünkü
o konuşma, Sezer'in Cumhurbaşkanı olarak kamuoyuna sunduğu
ilk Türkiye fotoğrafı idi. Konuşmadan çıkan başka bir
özellik daha var: Seçildiği günden beri kamuoyunda içine
dönük, mütevazi; fakat ilkeli bir hukuk adamı kimliğiyle
tanınan Cumhurbaşkanı, TBMM'deki konuşmasıyla,
benimsediği siyaset kavramını ve anlayışını da ortaya
koydu.
Siyaset kavramının hangi temeller üzerinde anlam
kazanabileceğini; doğru ve sorumlu siyaset anlayışının
Türkiye'yi hangi sorunlar temelinde kavraması gerektiğini
kuvvetle hatırlatan bir konuşmaydı.
Hatırlatan, diyoruz; çünkü, Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer'in kapsamlı konuşmasında vurguladığı
sorunlar, Türkiye'nin bilinmeyenleri değil. İktidarıyla,
muhalefetiyle; siyaset kurumlarının gerçek gündemini oluşturması
gereken bu sorunlar, siyaset dünyasının çoğu kez
"incir çekirdeğini doldurmaz" tartışma: İtişme
kakışma üslubuna yabancı geldi, hepsi bu...
Onun için...
Türkiye'nin gerçek ve derin gündeminden kopuk bütün
kişi ve çevreler, Sezer'in konuşmasının içeriğini algılayamadılar.
Konuşmaya ilişkin tartışma ve değerlendirmelerin düzeyine
bakıldığında, bu büyük yabancılaşmanın izlerini görmek
zor olmadı.
Kısacası, Cumhurbaşkanı, hükümet dahil, siyaset
kurumlarının önemsemediği, çözmek için uğraşmadığı
ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik gelişmeye ilişkin
ne kadar temel sorun varsa, öne çıkardığı; birikimli
sorumsuzlukların altını çizdiği; sorumsuzları
kendileriyle ve Türkiye'nin gerçekleriyle yüzleştirdiği
için kimilerinin asık suratlarıyla, kimilerinin
vizyonsuzluk eleştirileriyle, kimilerinin klasik sosyal
demokrat nitelemesiyle karşılaştı.
Kimileri de diline takıldılar. İfade edebildikleri
kadarıyla bunlar, Sezer'in konuşmada kullandığı bazı Türkçe
kelimeleri anlamamışlar! Aslında, anlamadıkları
kelimeler değil, Cumhurbaşkanı'nın o kelimelerle oluşturduğu
kavramsal bakış açısı olsa gerektir.
Nasıl anlasınlar ki?
"Hukuk devleti ya da hukuka bağlı devlet, yönetenlerin
de yönetilenler gibi hukuk ile bağlı kılınmasını öngörür."
diyen bir Cumhurbaşkanı...
"Türkiye'nin kimi sorunlarının temelinde
kurallara uymamak ve kurumsallaşamamak yatmaktadır.
Kuralların yönetilenler için olduğu, yönetenlerin
kurallara uymama özgürlüğünün bulunduğu anlayışı
birçok sorunun kaynağıdır. Sonuçta demokratik yaşam
kurallara uymama özgürlüğü kazanma yarışına dönmektedir.
(...) O nedenle, yönetim sorumluluğu üstlenenlerin öncelikle
kurallara uyma ve uyulmasını gözetme konusundaki duyarlılığı
büyük önem taşımaktadır." diyen bir Cumhurbaşkanı...
"Toplumun etik
(anlamayanlar için: Ahlâk) ve hukuksal kurallarını ihlal
eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar
sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin
çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına
eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına
engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da
yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu
duruma gelmiştir." diyen bir Cumhurbaşkanı...
"Bireysel etik düşüklükleri
ile sosyo-ekonomik koşullardan kaynaklanan rüşvet
olgusunun yolsuzluk olaylarında hep ilk sırayı işgal
etmesi, çoğu kez, sorunu büyük boyutlarıyla görmeye
engel oluşturmaktadır. Kuşkusuz rüşvetle savaşım büyük
önem taşımaktadır. Ancak, bu savaşım bizi rüşvet
olaylarının çok üzerinde büyük kaynakların
yitirilmesine neden olan siyasal, yönetsel ve ekonomik
yolsuzluklarla savaşım amacından uzaklaştırmamalıdır."
diyen bir Cumhurbaşkanı...
"Ulusal egemenliğin geçerli olabilmesi ve bağımsızlıktan
söz edilebilmesi için önemli olan nokta, dış ilişkileri
düzenlerken devletin karar verme yetkisini elden çıkarmayacak
dengeyi koruyabilmektir. Devletin geleceği üzerinde doğrudan
etkisi olan yaşamsal önemdeki kararlarda, yabancıların
karışmasını önleyici kuralların getirilmesi, bağımsızlığın
korunması yönünden zorunludur." diyen bir Cumhurbaşkanı...
Tam da bu ülkenin 40 yılına damga vurmuş ilkesiz,
kavram yoksunu siyasetçilerin ipliği pazara çıkarken; bu
siyasetçilerin yarattıkları Türkiye tablosu pislik,
pislik dökülürken; üstelik bunlar yeni yetmelere de kötü
örnek olmuşlarken... Olmadık bilinenlerden ve yapılması
gerekenlerden söz ediyor.
Ve... Bilinenleri söyleyerek de olsa...
Türkiye'yi bugüne getirenlerden ve bugün yönetenlerden
daha geniş bir ufka bakıyor Cumhurbaşkanı...
Nasıl anlasınlar ki?