Bor madenleri millileştirilmelidir...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bor madenleri millileştirilmelidir... 

 

 

 

 

 

 

 

Bor Kapanı kitabı Türkiye'nin bor sorununu ele alıyor:

- Türkiye bor madenlerini neden değerlendiremiyor?

- Ülkemizin bor madenlerini uluslararası kartel ve aracılar nasıl esirleştirdi, bor madenlerimiz nasıl kapana kondu?

- Bu esirleştirme sürecinde yaşanan olaylar, yaşayan insanlar, tarihler ve rakamlar...

- Bor madenlerimizi bu kapandan kurtarmanın yolları... 

 

 "Toplumun etik ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir."

 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in TBMM açış konuşması 

Eylül 2000

 


 

'Bor'da Kendimizi Uyutmayalım

Aynur MELETLİ

Cumhuriyet 26.08.2006

Sürdürülebilir kalkınma, ülkelerin öz kaynaklarına dayalı yüksek katma değerli üretim ve yatırımlarla gerçekleşir. 2.5 milyar ton rezervle bor madenleri ülkemizin çok önemli öz kaynaklarından biri. Dünya bor rezervinin yüzde 70'i ülkemizde. Bizi yüzde 11 ile ABD, yüzde 8 ile Rusya, yüzde 11 ile Arjantin, Şili, Çin takip ediyor. Teknolojinin de gelişmesiyle bor cevheri bugün cam sanayiinden seramik, kimya, iletişim araçları, savunma, nükleer ve uzay sektörüne kadar 400 ürünün girdisi. 2004 yılı dünya bor üretiminin 1.450.000 tonla yüzde 33'ünü karşılayan Türkiye, 250 milyon USD ihracat geliri elde ederken, ABD ise 1.210.000 tonla (yüzde 27) 650 milyon USD gelir elde etmiştir.

Türkiye borun yüzde 86'sını ham, yüzde 14'ünü ise bor ürünü olarak ihraç ediyor. Bu nedenle de 1.5 milyar USD'lik bor ürünü piyasasından (bor madeni hariç) ancak yüzde 7 pay alabiliyor (US Geological Survey Report 2004). Bor madenlerimizin GSMH içindeki payı ise sadece yüzde 0.5 (http://www.maden.org.tr). Peki dünya bor rezervlerinin yüzde 70'ine sahip olduğumuz halde nasıl oluyor da dünya bor piyasasından yüzde 7 gibi çok düşük bir pay alıyoruz?

Ricardo 'nun mukayeseli üstünlük kuramına göre bolluğu, kalitesi, ucuz üretim ve ulaştırma maliyeti ile üstünlüğümüz olan borlarımızı değerlendirmek bir yana, ham ihraç edip, bor uç ürünü olarak birkaç misli fiyata geri ithal etmekle gerçekte yurtdışına öz kaynak transferi yapıyoruz. (Örneğin 120 USD'ye Solvay firmasına verdiğimiz tinkal'i -bor cevheri-, 820 USD'ye perborat olarak Solvay firmasından ithal ediyoruz.)

 

Aklın ışığı, bor'u aydınlatıyor...

 

Türkiye'de bor sorunu iki farklı yaklaşımla ele alınıyor:

1- Türkiye'ye bor pili, bor arabası, bor reaktörü gibi teknoloji ürünleriyle hayal gördüren, bor'la köşe dönme umudu veren, bor masalları anlatan yaklaşım,

2-  Dünyanın % 70 bor madeni rezervlerine sahip Türkiye'nin, bor ürünleri piyasasından sadece %7 pay aldığını öne süren, öncelikle bu çelişkinin giderilmesini öne süren diğer yaklaşım.

Bu site ikinci görüşte. Yani bor sorununu, dünya bor madenlerinin % 70'ine sahip olan Türkiye'nin, lise düzeyinde bilgi birikimi ile elde edilebilen bor ürünleri piyasasından sadece % 7 pay almasını eleştiren ve çözüm yolları gösterenlerin...

Ne yazık ki bu görüş,  kamuoyunda pek rağbet görmüyor. En azından şimdilik, en azından bor masalları anlatanlarınki kadar...

Aynur Meletli yazısında, bor sorununu %70-%7 çelişkisi olarak ele almış. Bor'la doğrudan ilişkisi olmayan  bir aydın, konuyu ilk kez bu yönüyle ele alıyor.  Meletli, aklın ışığıyla bor sorunun aydınlatmasına omuz veren bir ilk. Kendisini kutluyorum.

Editör

27 Ağustos 2006

 

Niçin hâlâ bor'un ilk bulunmasından bu yana geçen 152 yıllık sürede katma değeri yüksek bor bazlı uç, ileri teknoloji ürünü üretip ihraç edecek, devlete ya da özel sektöre ait yatırımlarımız, bor'a dayalı sanayimiz yok? Kısaca cevaplarsak; maden sektörünün yapısı, sektörün içindeki bir avuç tröstün kâra odaklı agresif rekabeti ve bizim basiretsizliğimiz, ulusal bilinç yoksunluğumuz diyebiliriz... Maden sektöründe talep çok az artmaktadır; yılda yüzde 5 gibi. Talebin artmasına moda ve reklamın da etkisi yoktur, 1900 yılından başlayarak, bor'un 1978'de devletleştirilmesine kadar USBoraxTürk olarak bütün bor sahalarımızı işletme imtiyazına sahip RioTinto/USBorax, Solvay, Larderollo gibi 'bor piyasasına egemen olan oligopolcü firmaların' tekel oldukları pazarda yeni rakip yaratmama, büyüme stratejileri ve elbette Türkiye'deki bor cevherinin zenginliği ve kalitesidir.

''Türkiye Cumhuriyeti'ne çok görülen kendi öz varlığı üzerindeki 'tekel hakkı' 1890'lı yıllardan 1950 yılına kadar olan sürede bir İngiliz şirketi olan Borax Consolidated tarafından kullanılmıştır. Anılan şirket hiçbir zaman Türk şirketlerinin bor madeni üretmesini, ihraç etmesini, aynı zamanda Türkiye de bir bor rafineri tesisinin kurulmasını istememiştir.'' (Mustafa Çınkı

, http://www.geocities.com/ceteris paribusğtr/borar.doc) Türkiye'nin rakip olmasını engellemek için kendisi de kurmamış, bor sahalarını kapatarak, satın alarak düşük kapasite ile işletmiş/işletmemiş, kimi zaman bor bitti gibi, kalitesiz ya da miktarını az gösteren raporlar hazırlamış, hatta NATO'ya bor'u stratejik ilan ettirmiştir. 1947 sonrası art arda Türkiye'de bor bulunmasıyla 1978'de devletleştirilene kadar birkaç yerli bor üreticisi sektöre girdiyse de anlaşılan o ki; USBorax, Solvay'ın agresif rekabeti ve Eti Holding'in yerli üreticiye 240 USD, yabancıya 140 USD olan farklı fiyat uygulaması, hatta devletleştirme sonrası yerli üreticiye hiç bor satmaması, özel sektörün oluşumunu engellemiştir.

Yine sektörün içinden, adının açıklanmasını istemeyen konunun uzmanı bir üst düzey yetkiliye göre yapılması gereken; Eti Holding'in bor'u yerli ve yabancıya düşük fiyattan, örneğin 60 USD'den (yüzde 200 kâr) satacağını ilan etmesidir. Ona göre bor bu fiyattan 1 yıl satılsa dünyadaki tüm bor yatakları kapanır.

Türkiye'den başka bor üreten ülke kalmayacağı için bor sanayii Türkiye'ye mecbur hale gelirdi. USBorax'ın bütün korkusu bu. Amaç bunu yaptırmamak. Çünkü USBorax'ın G.Amerika'daki bor yatakları derinde, kırsal, denize uzak ve düşük tenörlü, dolayısıyla zor, pahalı. Satılabilir ilk ürünün maliyeti 60 USD, Türkiye'de ise 20 USD'dir. Çünkü açık yatak, çıkarımı kolay ve ucuz, üstelik yüksek tenörlü (yüzde 86 bor oksit). Eti Holding rakiplerini yok etmek, daha çok satmak için fiyatları düşürme cesaretini gösterir mi bilinmez, gösterirse bizi nelerin beklediğini tahmin etmek hiçbirimiz için zor olmasa gerek. Ancak artık bu duruma son vermeli, kurtuluş umudumuz borlarımızla yabancıları kalkındırmak yerine ondan kendimiz faydalanmalıyız.

Bir avuç dünya karteli için hammadde deposu işlevi gören bor madenlerimizin dünya pazarında hak ettiği konumu, liderliği ele geçirebilmesi için, katma değeri yüksek çeşitlendirilmiş uç bor ürünleri üreten teknolojileri geliştirmeli ve bu ürünleri ihraç etmeliyiz. Bor cevheri üretimi devletin tekelinde kalması koşulu ile (ruhsat-fiyat) bor'un yüksek oranda kullanıldığı cam, seramik, kimya, deterjan sektörlerinde uç ürün üretecek tamamı yerli sermaye ya da patentini Türkiye'nin aldığı özel sektör yatırımlarına izin verilebilir. Daha fazla gecikmeden devletin desteği (fiyat subvansiyonu), yerli sermayenin de Ar-Ge ve risk sermayesine kaynak ayırması ile bor sanayimiz oluşturulmalıdır. Dünya pazarına hâkim olmak, kaynaklarımızın dışarı transferini engellemek, teknolojik gelişme, istihdam, ihracat artışı ile sürdürebilir kalkınma gerçekleştirmek istiyorsak, ticaret hacmi 50 milyar USD olan cam, elyaf, bilgisayar, cep telefonu, fiberoptik gibi bor uç ürünleri piyasasını hedeflemeliyiz. Ancak acele etmeliyiz. AB boru yasaklarsa, Çin'in artan bor ürünü talebiyle de AB pazarına yakınlığımızdan doğan düşük maliyetli ulaşım avantajımızı değerlendiremeden tüm dünyaya 350 yıl yetecek borlarımız elimizde kalacak. Ayrıca milleniumun cell (bor hidrür yakıtı, bor reaktör enerji santralları) gibi ileri teknolojilerin patenti 10 yıl önce alındı, şu an dünyada 600 adet ileri teknoloji patenti var, bu projeler ticarileştiği gün sanıldığı gibi bor talebi patlaması olmayacağı gibi (çünkü bu teknolojilerin girdisi olan bor çok düşük miktarlarda ve ayrıca tekrar tekrar kullanıldığından -bor pili-) 1 trilyon USD değerindeki borlarımız değer kaybedecektir. Bu bağlamda soruna gerçekçi bir yaklaşımla bir an önce bor'un çok kullanıldığı sektör yatırımları ile yurtiçinde kaynak, tasarruf yaratıp, bu arada enerji alanında ileri teknoloji geliştirmenin ve yatırımlarının yollarını arayabiliriz.

aynurmeletli@hotmail.com 

KAYNAKLAR
1. US Geological Survey Report 2004
2. http://www.maden.org tr
3. Mustafa Çınkı (http://www.geocities.com/ceteris paribusgtr/borar.doc)
4. Hasan Çetin, Bor Kapanı, s. 146

5. boraxtr.com

 

Tel :  0532 . 2624975  e-mail : borax@boraxtr.com

  borax@boraxtr.com