Bor madenleri millileştirilmelidir...
BOR GAZETESİ

 

 

 

 

 

 

 

Bor madenleri millileştirilmelidir... 

 

Sitede arayınız

 

 

 

 

 

 

 

Bor Kapanı kitabı Türkiye'nin bor sorununu ele alıyor:

- Türkiye bor madenlerini neden değerlendiremiyor?

- Ülkemizin bor madenlerini uluslararası kartel ve aracılar nasıl esirleştirdi, bor madenlerimiz nasıl kapana kondu?

- Bu esirleştirme sürecinde yaşanan olaylar, yaşayan insanlar, tarihler ve rakamlar...

- Bor madenlerimizi bu kapandan kurtarmanın yolları... 

 

 "Toplumun etik ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir."

 

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in TBMM açış konuşması 

Eylül 2000

 


 

Borlarımızla Yurtdışında Kurulan Sanayi

 

Aynur MELETLİ

Cumhuriyet 14 Aralık 2006

 

Eğer bir ülke, kaynaklarını yurtiçinde değerlendirmeye ilişkin politikalar geliştirme ve uygulama yetisinden yoksunsa, kaynaklarını gelişmiş ülkelere aktarmaya, onların hammadde deposu, hatta kolonisi olmaya mecburdur.

 

Ne yazık ki, Batı'nın sanayileşmesine gözünü kapayan, 1838'de İngilizlerle imzaladığı Balta Limanı Anlaşması'yla kendi sanayileşme sürecini de daha başında baltalayan Osmanlı'nın da başına gelen buydu. Tanzimat, Islahat fermanıyla hızlanan, sonunda kapitülasyonlar ve Düyunu Umumiye'ye varan yarı-sömürgeleşme sürecinde Osmanlı; tüm ekonomisini, kaynaklarını aynı zamanda sahibi olduğu dünyanın en zengin bor madenlerini Batılılaşma, serbest ticaret ve borç bulabilme uğruna yabancıların sömürüsüne açmak zorunda kaldı. Aslında bugün de ekonomimiz, yabancı sermayeye verilen ayrıcalıklar, bor madenlerimizin durumu, Osmanlı'nın son döneminden hiç de farklı değil. 1856'da Fransız Desmazures'le başlayan borlarımızın sömürüsü, İngiliz tröst RioTintoUS Borax'a verilen imtiyazla Cumhuriyet döneminde de (1978'de devletleştirilene kadar) sürdü. Bu süre zarfında USBorax, borlarımızı ham olarak yok pahasına yurtdışına uç ürün üretimi için aktarırken diğer yandan da Türkiye'nin pazara rakip olarak girişini engelleme, kendi tekel konumunu sürdürebilme stratejisiyle Türkiye'de bor rafineri tesisi ve bora dayalı sanayi kurmadı. Türkiye'nin de bu yönde teşebbüslerinin önünü, teknoloji vermeyerek, potansiyel bor sahalarını bloke ederek, borun miktar ve kalitesiyle ilgili yanlış raporlar hazırlayarak kesti. Ancak US Borax'ın 100 yılı aşan engellemelerine karşın Etibank, 1968'de Polonya teknolojisiyle Bandırma'da ilk rafine bor ürünleri tesisini kurabildi. 38 yılda rafine tesis sayısını ve üretim kapasitesini artıran Eti Holding'in gelebildiği aşama, ancak rafine bor üretim düzeyi oldu. 152 yıldır bir türlü bor girdili uç ürün üretimini, bora dayalı sanayi kurmayı başaramadık. 142 dolara ham sattığımız borlarımızla üretilen uç ürünleri US Borax ve Solvay'dan birkaç misli fiyata ithal ederek kaynak israfına devam etmekteyiz.

 

Eti Maden'in (her ne kadar rafine bor üretimini artırmaya yönelik politika ve yatırımları olumluysa da) son üretim ve ihracat verilerine, ayrıca borların gsmh içindeki % 0.5'lik katkısına bakıldığında, bor madenlerimizi hâlâ sahip olduğumuz rezerv büyüklüğü (%70) doğrultusunda değerlendiremediğimiz görülmektedir. Eti Maden'in 2005 yılı itibarıyla toplam 2.876 bin ton olan bor üretiminin, 923 bin tonu rafine, 1.953 bin tonu ham cevherdir. 2004 yılı % 14 olan rafine bor üretimi, bu yıl % 32'ye (iki kat) çıkmasına karşın, önceki yıl dünya bor piyasasından % 7 pay alan (bor madeni hariç) Eti Maden'in, fiyatları düşürmesi ve dünyada bor talebinin artmasıyla payı % 6.5'e düşmüş ve borların % 68'i hâlâ ham olarak ihraç edilmektedir. Yine toplam bor satışı iki kat arttığı halde ihracat geliri önceki yıla göre sadece % 20 artan (300 milyon &) Eti Maden'in kârı 36 milyon dolara düşmüş ve rafine bor üretiminde zarar etmektedir. Eti Maden'in yalnız ham bor satışından kâr etmesi de borları ham satmamıza yönelik bir baskıdır

 

Oysa Roskill raporuna göre dünyada rafine bor talebi, cam, seramik, fiber glass sektörlerinde % 100 arttı. Bor madeni gibi oligopol piyasalarda küçük bir talep artışı bile fiyatlarda büyük artışlara neden olur. Kaynakları ekonomik olmaktan çıkmış, bor fiyatlarının düşmesi durumunda rezervleri hızla eriyecek, dolayısıyla varlığını sürdürmesi imkânsızlaşacak olan US Borax talep artışıyla fiyatları artırıp ayakta kalırken Eti Maden'in fiyatları düşürmesi rasyonel bir strateji gibi görünse de, fiyatlardaki düşüşün rakibin pazardaki varlığını tehdit edecek düzeyde olmaması ve borların % 68'inin ham olarak düşük fiyattan ihracı ancak düşük maliyet, en yüksek kâr marjıyla ayakta kalabilmeyi hedefleyen RioTinto USBorax'a istediği ucuz girdiyi sağlayarak varlığını sürdürmesine yardım etmiştir. Aslında 2172 sayılı yasayla borların devletleştirilmesinin amacı;

 

Benim oğlum (kızım) bor okur...

 

Bir türlü dilleri dönmüyor:

"Bor madeni Türk sanayicisine de yabancılara satılan fiyatlardan satılmalı" demeye kimsenin dili varmıyor... En ulusalcının bile...

Meletli diyor ki, "Eti Maden'in satışları neredeyse %100 arttı ama dünya talebi de arttığı için payımız gene %7 civarında kaldı. Değişen bir şey olmadı. Üstelik Eti Maden bor fiyatlarını yarıya düşürünce, kârı da 36 milyon dolara düştü."

Buraya kadar doğru. Buradan sonra dili dolanıyor Meletli'nin: "Türk sanayicisi bor uç ürünü üretmeli, 50 milyar dolar olan piyasadan pay almalı, teknoloji geliştirilmeli..."

"Neresi yanlış" demeyin. Bunlar yıllardır Eti Maden'in söylediği şeyler. Devlet Planlama Teşkilatı raporlarında yıllardır yer alan görüşler. Ama olmuyor... Olmamasının nedeni bor ürünü (boraks, borikasit) üretiminin bürokrat-tüccar ve sanayicilere bırakılmasında. Bor ürünleri, uç ürünlerinin hammaddesidir. Hammaddeyi bile üretmesine izin verilmeyen sanayici nasıl olacak da uç ürün üretecek!

Bunları söylemek, politikacıların da bürokratların da işine gelmiyor.

Gelmiyor... Çünkü bor, sağcısından solcusuna kadar politikacıların sıçrama tahtası olarak kullanılıyor. Politikacı "borsever" olup seçilince bakan, bürokrat da genel müdür olmak istiyor, bor suyunun başına geçmek istiyor...

Meletli, son seçimlerde Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den Milletvekili adayıydı;seçilemedi. Belli ki şimdi gene seçimlere hazırlanıyor. Ne kadar yurtsever olduğunu kanıtlamak isterken konu olarak kendisine bor'u seçmiş. "Borseverim, öyleyse vatanseverim" diye etkileyecek seçmenlerini. Yazıya bakılırsa, Eti Maden'in eski bor yöneticilerinden, yani "bürokrat-tüccar"larından Ümit Üncü'den görüş alıyormuş.

Görüş aldıktan sonra şu sonuca varmış Meletli : "Bu konuda tek ihtiyacımız, ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir zihniyet, Eti Maden'i de aşan kararlı ve basiretli siyasal bir yönetim." Yani "biz iktidara gelirsek her şey düzelir." Arabesk şarkıcı Ferdi Tayfur'u aratmayan her politikacı gibi "bana güven gerisini merak etme sen!" (Bor Kapanı 3. baskı Sh. 211) diyor Meletli ve akıl hocası Eti Maden eski bürokrat-tüccarı Üncü...

Artık iş, Meletli'nin seçilip "Bor Bakanı", Üncü'nün de Eti Maden Genel Müdürü olmasına kaldı...

Şimdi anlıyor musunuz, neden  benim oğlum (kızım) bor okuyor, döne döne gene bor okuyor?

Editör

14 Aralık 2006

Not: 1- Ümit Üncü'nün bu yorum üzerine sitemize gönderdiği açıklamayı bu linkten izleyebilirsiniz...

2- Aynur Meletli'nin bu yorum üzerine sitemize gönderdiği açıklamayı bu linkten izleyebilirsiniz.

  Türk ulusu adına en etkin bir şekilde değerlendirilmesi, ekonomiye optimum katkı sağlanması idi. Ne yazık ki bor madenleri günümüzde de birkaç ulus ötesi şirketin finansal baskısı ve kıskacında. Ağırlıklı olarak ham ihraç edilmeleri, yerli üreticiye yüksek, yabancıya düşük, farklı fiyat politikası, bor sanayiinin yurtiçi yerine yurtdışında kurulmasına, dolayısıyla kaynaklarımızın, rantın dışarı aktarılmasına neden oldu.

 

Peki ne yapmalı?

 

Dokunulmaz, stratejik borlarımızla gübre mi üretmeli? (Enerji Bakanı Hilmi Güler 'in açıklaması, ileri teknoloji geliştirmesi için kurulmuş BOREN, onca kaynak ve bilimsel araştırmadan sonra borlu gübre üretim kararı almış). Yoksa Eti Holding eski pazarlama genel müdürü Ümit Üncü 'nün önerdiği gibi hiç bor satmamalı mı!

 

2.5 milyar ton rezervle dünyaya 470 yıl yetecek zenginlikteki dünyanın en kaliteli borlarına sahipken, talep ve bor kullanımı hızla artarken, öte yandan 200 milyar & dış borcumuz varken, 5 milyon dolarlık yabancı yatırıma dahi Osmanlı'da olduğu gibi çevre, tarihi eser, bor, altın demeden riskli tavizler veren endüstri bölgelerini yasalaştırmışken, en önemlisi teknoloji üretecek bilgiye sahip bilim adamı ve bilgi birikimi varken borları yeraltında atıl bırakmak ne denli akılcıl olur?

 

Tam tersi, hedefimiz, hiç pay alamadığımız 50 milyar & olan uç ürün pazarı olmalı. Ancak bor madenlerinin mülkiyeti, işlenmesi devlette kalmalı, bor ürünlerinin hammadde olarak kullanıldığı sanayi ürünlerini üretecek yerli sermaye yatırımları ya da patentini Türkiye'nin aldığı, teknoloji transferi sağlayarak rekabetimizi, milli gelirimizi artıran özel sektör yatırımları teşvik edilmeli. Ayrıca katma değeri yaratanın aslında bor değil teknoloji, bilgi olduğu gerçeğinden hareketle ar-ge'ye kaynak ayırıp bilim ve ileri teknolojiyi üretmeliyiz. Ancak rafine bor talebinin dünya genelinde artmasına karşın Avrupa'da düşmekte olması, (% 9.3) ve borun perkarbonat, karbon bileşikleri ve fosfatla ikame edilmesi, salt üstünlüğümüz olan ileri teknolojilerin girdisi, borlarımızı değerlendirmede elimizi çabuk tutmamızı gerektirmekte. Hele 152 yıllık bir gecikmeden sonra.

 

Bu konuda tek ihtiyacımız, ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir zihniyet, Eti Maden'i de aşan kararlı ve basiretli siyasal bir yönetim.

 

Tel :  0532 . 2624975  e-mail : borax@boraxtr.com

  borax@boraxtr.com