Bor madenleri millileştirilmelidir...
BOR GAZETESİ

 

 

 

 

 

 

 

Bor madenleri millileştirilmelidir... 

 

Sitede arayınız

 

 

 

 

 

 

 

Bor Kapanı kitabı Türkiye'nin bor sorununu ele alıyor:

- Türkiye bor madenlerini neden değerlendiremiyor?

- Ülkemizin bor madenlerini uluslararası kartel ve aracılar nasıl esirleştirdi, bor madenlerimiz nasıl kapana kondu?

- Bu esirleştirme sürecinde yaşanan olaylar, yaşayan insanlar, tarihler ve rakamlar...

- Bor madenlerimizi bu kapandan kurtarmanın yolları... 

 

 "Toplumun etik ve hukuksal kurallarını ihlal eden yolsuzluk yanında, dar bir çevreye büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, kamu kaynaklarını belirli çevrelerin çıkarlarına dönüştüren, kıt kaynakların kamu yararına eşitlik ve adalet ilkelerine uygun, akılcı kullanımına engel olan tüm siyasal ve yönetsel yozlaşmaları da yolsuzluk kapsamında ele alıp değerlendirmek zorunlu duruma gelmiştir."

 

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in TBMM açış konuşması 

Eylül 2000

 


 

Re: Benim oğlum bor okur...
From:umitruncu@yahoo.co.uk
Aralık 14, 2006 6:58:20PM
To:borax@boraxtr.com

sayın editör;

 
"Peki ne yapmalı?
Dokunulmaz, stratejik borlarımızla gübre mi üretmeli? (Enerji Bakanı Hilmi Güler 'in açıklaması, ileri teknoloji geliştirmesi için kurulmuş BOREN, onca kaynak ve bilimsel araştırmadan sonra borlu gübre üretim kararı almış).
 
 

Ümit Üncü'nün yanıtı

 

 

Ümit Üncü'nün yanıtını yorumsuz, aynen, imlâ hatalarına bile dokunmadan yayınlıyorum.

Editör,

 

Yoksa Eti Holding eski pazarlama genel müdürü Ümit Üncü 'nün önerdiği gibi hiç bor satmamalı mı!" (a.meletli Cumhuriyet 14 Aralık 2006) diye bahsedilen konu cımbızla alınmış bir cümle. sayın meletli her halde benim yazın kanal "b" de katıldığım bir programda detaylı olarak bahsettiğim bir konudan sadece kendi öngörüsüne göre almış olduğu bir cümleden aynı sizin gibi yola çıkarak, ve sizinde  gene her zamanki gibi eti nin gelmiş geçmiş bütün yöneticilerini kendi üslubunuza göre değerlendirerek, eksik bilgilerle kanaat belirtilmiş. öncelikle şunu belirteyim ki benim kanal "b" de söylediğim konu bor satıp satmamakla doğrudan bağlantılı değildi. ben konuyu şu şekilde izah etmiştim:
 
"bugün türkiye 90 milyar dolar ihracat hacmine erişti, yarın dahada artacak ancak biz ülke olarak maden ihracatını gelişmiş sanayilere ham madde temin ederek sürdürmemek zorundayız, bugün bor ihracatı 350-360 milyon dolarlara ulaştı geçmişle kıyaslarsak büyük bir artış güzel bir başarı ancak 90 milyar dolarlık ihracat hacmi içinde 300-400 milyon doların boyutu küçüktür, bor satmasak ne kaybederiz 300-400 milyon dolar, madenleri satmasak 90 milyar dolar ihracat geliri içinde 2 milyar dolar gelirden oluruz ancak biz borları ve diğer madenlerimizi satmazsak bunları bizden alan gelişmiş ülkeler ne kaybeder onlara bakmak ve kıyaslamak lazım gelir diye gelişmiş sanayi ülkelerinin ve temsilcisi olmaya çalıştığınız cici özel sektörümüzün en azından devletin de desteğini alarak bu yatırımlarını ülkemize kaydırabilirmiyiz diye bir beyin cimnastiğine kendimizi zorlayalım...Türkiyede gerçek yatırımcı olan isteyen herkese de kendi istediği fiyatlardan ve hatta üretim maliyetine bor verelim eğer ki bor, yatımlarında önemli bir maliyet kalemi oluyorsa..."
 
şeklinde bir düşünce aktarımım dı ve sözümün tamamı ve doğru şekli budur.
 
gelelim editör yorumuna:
 
"Meletli, son seçimlerde Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den Milletvekili adayıydı; seçilemedi. Belli ki şimdi gene seçimlere hazırlanıyor. Ne kadar yurtsever olduğunu kanıtlamak isterken konu olarak kendisine bor'u seçmiş. "Borseverim, öyleyse vatanseverim" diye etkileyecek seçmenlerini."
 
Yazıya bakılırsa,
 
"Eti Maden'in eski bor yöneticilerinden, yani "bürokrat-tüccar"larından Ümit Üncü'den görüş alıyormuş."
 
bu değerlendirmeniz de de gene kendinizce açık bir hakaret tarzını kullanıp şahsımı bürokrat tüccar diye sayın meletliyi de milletvekili olmak uğruna çıkarcı davranışlarda bulunuyor diye nitelemenizi size yakıştıramadım. Eti nin mevcut ve eski yöneticilerinin hiç biri bor ticareti ile ilgilenmemektedir, herkez görev yaptığı dönemde elinden geleni yapmaya çalışmıştır, kimseyi karalamadan önce elinizi vicdanınıza koyup suçlamayın ve zan altında bırakmayın.  Sayın meletliyi tanımadığım gibi bu yazısını kaleme alırken de benimle her hangi bir teması olmamıştır ve benden bir görüş almamıştır kendisine sorabilirsiniz. Ancak yazısını baştan sona iyi okursanız bahsedilen bütün konuların değişik yayınlarda yayınlanan yazılardan, kitaplardan ve hatta sizin kitabınızdan bile olduğunu göreceksiniz;
 
*(Ne yazık ki bor madenleri günümüzde de birkaç ulus ötesi şirketin finansal baskısı ve kıskacında. Ağırlıklı olarak ham ihraç edilmeleri, yerli üreticiye yüksek, yabancıya düşük, farklı fiyat politikası, bor sanayiinin yurtiçi yerine yurtdışında kurulmasına, dolayısıyla kaynaklarımızın, rantın dışarı aktarılmasına neden oldu.)
 
*(142 dolara ham sattığımız borlarımızla üretilen uç ürünleri US Borax ve Solvay'dan birkaç misli fiyata ithal ederek kaynak israfına devam etmekteyiz.)
 
*(önceki yıl dünya bor piyasasından % 7 pay alan (bor madeni hariç) Eti Maden'in,..( Borun 10 emri 2 - Bor madenlerinde, dünya rezervlerinin % 70’ine sahip  Türkiye’nin, bor ürünü piyasasından % 7 pay almasına "dur" denilmelidir!)
 
*(Ancak bor madenlerinin mülkiyeti, işlenmesi devlette kalmalı, bor ürünlerinin hammadde olarak kullanıldığı sanayi ürünlerini üretecek yerli sermaye yatırımları ya da patentini Türkiye'nin aldığı, teknoloji transferi sağlayarak rekabetimizi, milli gelirimizi artıran özel sektör yatırımları teşvik edilmeli. Borun 10 emri 8 - Bor madenleri devlet tarafından işletilmelidir!  6 - Bor sanayii, Türk sanayicisine emanet edilmelidir!)
 
sayın meletli röportaj yapmak yerine konuya orta yerinden yetersiz bilgilerle girmiş olduğu da açıktır. örneğin yazıda avrupa pazarında gerilemeden bahsediyor ancak eti madenin bugün uzakdoğuda gerçekleştirdiği büyümeden hiç bahsetmemiş. bugün eti uzak doğu da epey mesafe almış durumda. bu günkü yönetimin buna büyük bir katkısı olduğu gibi eski yönetimlerin de bunda payı olduğunu da bilmek gerekir.
 
"Görüş aldıktan sonra şu sonuca varmış Meletli : "Bu konuda tek ihtiyacımız, ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir zihniyet, Eti Maden'i de aşan kararlı ve basiretli siyasal bir yönetim."  ben buradan sizin gibi anlamıyorum. ülkemizde eksik olan hususun siyasetler üstü bağlayacı bir politikanın oluşamamasının nedenleri üzerine tartışma açılmaya çalışılması diye değerlendiriyorum..
 
gene sayın meletli :
 
"Tam tersi, hedefimiz, hiç pay alamadığımız 50 milyar & olan uç ürün pazarı olmalı. Ancak bor madenlerinin mülkiyeti, işlenmesi devlette kalmalı, bor ürünlerinin hammadde olarak kullanıldığı sanayi ürünlerini üretecek yerli sermaye yatırımları ya da patentini Türkiye'nin aldığı, teknoloji transferi sağlayarak rekabetimizi, milli gelirimizi artıran özel sektör yatırımları teşvik edilmeli. Ayrıca katma değeri yaratanın aslında bor değil teknoloji, bilgi olduğu gerçeğinden hareketle ar-ge'ye kaynak ayırıp bilim ve ileri teknolojiyi üretmeliyiz"
 
derken bu konunun salt bor madeni ile ilgili olmadığını diğer tüm maden ve hammadde kaynaklarımızı da ilgilendirdiğini düşünmek lazım. bu bir görüştür katılırsınız katılmazsınız ancak ülkemiz de ar ge ve yatırım konularında kamusu özeli elele veremez ise gelecekte yok olmaya mahkum oluruz. yoksa borları ha siz satmışsınız ha eti satmış ne farkedecek eti 350-400 milyon dolar getirirken siz 600-700 milyon dolar getirin, ne fark edecek 100 milyar doları aşacak ihracat hacminde sizde hammadde satacaksınız. gelin hep beraber kamusu özeli hammadde satmak yerine mamul madde satmanın çarelerini birlikte bulalım. Çetin altan ustanın dediği gibi 20. yüzyılı ıskalayan bir ülkenin çektiği sıkıntılar ortada bari 21. yüzyılı ıskalamayalım, yunanistanın arkasından 70. sıralarda bir ülke olmayalım. Boren bir denemedir başarılı olup olmadığı konusunda gelin de mevcut yönetimini bugün eleştirerek değil de şöyle bir 7-8 sene sonra bakalım, bilirsiniz ki bir ar ge ve yatırım çalışmasının netice si 5-10 yıl içinde billurlaşır ve meyvesini de ancak o zaman yemek için beklersiniz. bu günden Boren e bir suçlamayı yersiz ve gereksiz gördüğüm için Boren le ilgili doğruyu ve yanlışı da günü geldiğinde değerlendirelim siz haklı çıkarsanız da helal olsun adam çok haklıymış diye de önce ben sözcülüğünüzü yaparım.
 
size bir özel örnek; türkiyenin nikel madenleri ham olarak satılmak ta manisa çaldağ daki nikel madeninin sahibi de bir ingiliz şirketi. bu maden cevher olarak yunanistana ucuz fiyatlarla satılmak ta (İMMİB sayfasında görebilirsiniz) orada işlenip ara mamul haline gelmek te ve oradan da kuzey avrupa başta olmak üzere avrupada ki gelişmiş ülkelere katma değer katılarak çok yüksek fiyatlara satılmakta. burada kaybeden gene bizim ülkemiz olmuyor mu? hem de yabancı sermayenin eliyle, keza altın konusu da öyle. biz hammaddelerimizi işleyemezsek siz de biz de böylece didişip durur karşılıklı suçlamalar ile emperyal şirketlere hizmet ederiz.
 
"Artık iş, Meletli'nin seçilip "Bor Bakanı", Üncü'nün de Eti Maden Genel Müdürü olmasına kaldı..." diye her ne kadar haddinizi aşan abesle iştigal bir kelam etmenize rağmen sizi YÜCE ATATÜRK ün sözleri ile sizi bir kere daha birbirimizle kavga edip karalamak yerine birliktelik ve beraberlik içinde olmaya davet ediyorum..
 
"Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
 
“Şu veya bu yoldan bir takım kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur. Şunun veya bunun sizi yüzünüze karşı gereğinden çok övmesinden kuvvet almaya tenezzül etmeyiniz. Büyüklük odur ki; hiç kimseye eğilmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Önüne sayısız engeller yığılacaktır. Kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin...
 
... Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşın, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir. ...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır.

Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleri ile, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. işte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş daha çok düşmüştür. Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu 'maneviyatı'yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan doğu 'maneviyatı'ndan tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez bundan. Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, acizlikle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gereğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı."
 
Efendiler;
Avrupa’ nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye; tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’ dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’ nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’ dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih,böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” (Türkiye Büyük Millet Meclisi - 6 Mart 1922)
 
bu ülkenin ve milletinin büyük çoğunluğu Yüce ATA nın rehberliğinde birlik ve beraberlik içinde olduğu gün yenilmez olacaktır.
 
saygılarımla,
 
sağlığınıza ve kalbinize dikkat edin,
 
ümit üncü
emekli maden mühendisi

 

 

Tel :  0532 . 2624975  e-mail : borax@boraxtr.com

  borax@boraxtr.com